Amsterdam! Geri Dönüş.

Çok zaman geçiremediğimiz ama bir gün mutlaka, tekrar! ile Amsterdam ve 11 günlük Interrail seyahatimizde geri dönüş yolundayız.

Bir süredir şehir geçişlerini otobüs ile yapıyorduk ve nihayet tekrar bir tren yolculuğu var önümüzde. Berlin’den gece treni ile ayrılıyoruz ve uyuyarak geçen uzun bir yolculuktan sonra sabahın erken saatlerinde Amsterdam’dayız.

Amsterdam’daki hostellerin çoğu dolu olduğu için tek boş bulabildiğimiz yer olan WOW Hostel‘de kaldık. Burası merkezden biraz uzak bir yer, dolayısıyla ilk tercihimiz olacak bir yer değildi. Kaldığımız, kahvaltısı içindeki ikinci hosteldi ama bir Berlin’deki gibi de değildi. Sanırım kendisine karşı nötr hissediyorum, bir tek uyumaya gittik zaten.

Ertesi gün buradan erken bir saatte ayrılmamız gerektiği için, günün son treni öğlen 1 buçuktaydı çünkü, çantalarımızı bırakır bırakmaz kendimizi Amsterdam sokaklarında buluyoruz.

KISA KISA…

■ Günlük sınırsız ulaşım biletleri burada da var ve ilk 3 şehirdeki gibi, çok şükür, 24 saat geçerli. Biz süreyi kurtarmadığını düşünerek 48 saatlik aldık hatta ama çok gerekli de değilmiş açıkçası, 24’lük olan da muhtemelen yeterli olacaktı.

■ Pancakes! Amsterdam‘da Hollanda usulü pancake yiyerek güne başlıyoruz. Evet, evet yine tatlı. Burasının öyle çok farklı bir olayı yoktu. Bizim yörede akıtma diye bir şey vardır, krep gibi. Ondan bir farkı yoktu vallahi, anneciğime selamlar olsun.

■ Fotoğraf çekilmeye çalışan insanlardan görülebilirse eğer, meşhur I amsterdam yazısı müzeler bölgesinde yer alan Rijksmuseum’un önünde bulunuyor.

■ Arkadaşlarım buradaki Van Gogh Müzesi‘ne giderken, benim çok ilgimi çekmediği için biraz daha etrafı dolaşmayı tercih ettim. İlgiliyseniz tüm gününüzü dahi bu bölgede geçirebilirsiniz, gezilebilecek bir sürü müze yer alıyor burada.

■ Sınırların çoğunlukla olmadığı, özgürlükler şehrine hoşgeldiniz. Buradaki coffeeshoplar ünlü evet, Red Light District de öyle. Meraklısı için, kek falan yemedik. Artık sonlara gelmiş olmanın verdiği yorgunlukla nasıl bir etki yapardı merak etmiyor değildim aslında.

■ Karşılaştığımız uzunca sıra nedeniyle, gitmeyi ertesi güne bıraktığımız Anne Frank Evi‘ni ziyaret ederek başlamayı planlıyoruz ertesi güne. Sabah uyanır uyanmaz, bir şeyler atıştırdıktan sonra hiç vakit kaybetmeden gitmemize rağmen yine felaket bir sıra vardı. Rezervasyon yaparak gitmeniz iyi olabilir, ama biz baktığımızda önümüzdeki iki ayın tüm gün ve saatleri doluydu ilginç bir şekilde. Yaklaşık 1 buçuk saat sıra bekledikten sonra giriş yapabildik nihayetinde.

“Yahudi bir küçük kız olan Anne Frank, II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan Yahudi Soykırımı döneminde, 2 yıl boyunca bu evde ailesiyle birlikte Naziler’den saklanarak hapis hayatı yaşamış ve yaşadıklarını yazdığı bir günlük tutmaya başlamıştır. Fakat iki yılın sonunda gelen bir ihbar ile yakalanmışlar ve küçük Anne de götürüldüğü toplama kampında yaşamını yitirmiştir. Geriye ise bu ev ve Anne’in çarpıcı bir dille yaşadıklarını anlattığı günlüğü kalmıştır.” 

O evin içinde yürürken biraz olsun kendinizi, tüm bunları sizin yaşamış olabileceğinizi düşünürken bulacaksınız… burası gerçekten gittiğimiz en etkileyici yerlerden biriydi.

■ Vondelpark! Ah, Vondelpark. Burası Amsterdam’ın en güzel parklarından biri, muhtemelen sadece Amsterdam’ın da değildir. Şehirden ayrılmadan hemen önce gittiğimizden burası için çok fazla bir vaktimiz kalmamıştı. Ben ki burada bisiklete binemeden döndüm, kendimi affedemiyorum bu konuda. Bir daha gidersem ilk işim buraya gitmek olacak ve tüm bir günümü buraya ayıracağım, evet.

***

Uçak biletlerimizi gidiş – dönüş almış olduğumuzdan dolayı, çünkü başlangıçta Interrail yapmak gibi bir amacımız yoktu, bir kez daha Kopenhag’a doğru yola çıkıyoruz. Benim için Interrail seyahatimiz, bu tren yolculuğuydu. Hollanda’nın muhteşem doğası içinde gidilen saatlerce yol… sanırım bu seyahat boyunca yaşadığım hiçbir şeyi bu anlara değişmezdim.

Gece Kopenhag’a vardığımızda, bir şekilde bir yerde sabahlamamız gerekiyordu çünkü uçağımız ertesi gün öğlene doğruydu. Tren garında 24 saat açık olduğu yazan bir McDonald’s bulunca hiç gardan çıkmadık ve burada beklemeye başladık. Tabi bir kez daha hiçbir şey planladığımız gibi gitmeyecekti.

Kopenhag’ta ikinci bir silahlı saldırı gerçekleşince bu saatlerde, birden her yer karışmış bizim hiçbir şeyden haberimiz yokken. Sonra sanıyoruz ki bu nedenden dolayı McDonald’s da kapandı ve biz ortada kaldık öyle. Tüm garı birden polisler ve özel birlikler sarınca güvenlik amacıyla, saldırgan da bize yakın bir yerde arabasını bırakıp kaçmış haberini de okuyunca üstüne o an bayağı bir tırstığımı itiraf etmeliyim. lütfen bir an önce sabah olsun.

Bir bankta bekliyoruz ama olacak gibi değil saat daha gece 2 ya da 3 ve hava da iyice soğumaya başladı. Birden şöyle bir fikir çıktı ortaya, neden Malmö’ye gidip gelmiyoruz, hem tren sıcaktır hem de oraya da gitmiş oluruz? Harika bir fikirdi, çünkü son bilet hakkımız tüm günü kapsıyordu ve gün içerisinde defalarca bu yolculuğu yapabilirdik. Saat 4’teki ilk trene atladık. Bu tren ise apayrı bir olaydı, muhtemelen binip binebileceğimiz en çılgın vagonuna denk gelmiştik! Artık neler olup, bitmiş olabileceği sizin hayal gücünüze kalmış.

Malmö ise bulunduğumuz yere yarım saat uzaklıkta olan İsveç’in bir şehri. O gün iki kez buraya gidip geldik ve giderayak İsveç topraklarına da ayak basmış olduk.

Ve artık sona geliyoruz. Biraz da havaalanında bekledikten sonra nihayet uçağımızdayız. Son 3 saat… ve 11 günün sonunda tekrar İstanbul’dayız.

***

Hayatın normal akışındaki bir 11 gün başlar, biter ve bittiğinde başlangıçta olduğumuz kişiden çok da farklı değilizdir aslında. Birkaç ay önce hayatımın en uzun 11 gününü yaşadım. Biraz daha gördüm, biraz daha yaşadım ve en önemlisi bunlar yıllar gibi geldi bana, ama aslında sadece birkaç gündü. Sonsuzluğa ulaşmanın yolu yeni yerler keşfetmek, hiç tanımadığın insanların hayatlarına dokunmak mıydı acaba? Keşfedilecek koskocaman bir dünya var dışarıda ve ben bunu kaçırmaya pek niyetli değilim. Siz de dahil olduğunuz için teşekkür ederim, yeni yolculuklara…

  • Bu hafta içerisinde gitmiş olacağım bende, merak etme senin için Vondelpark’ta bisiklet de yapacağım. 🙂

  • Zeynep Gundemir

    iterrail icin vize durumu nedir ? bunun icin vize alimi kolaymi ?

  • Seray Demir

    Selam, yazılarının çoğunu okudum ve ben de en şevdiğim şehir olan Amsterdam yazının altına yorum yazmaya heveslendim. Çok hoş ve farklı bir blogun var, çok zevk alarak okudum her birini. Böyle çok kişinin bilmediği blogları bulunca mutlu oluyorum ama tabi ki büyümesini de isterim. Gezilerinin ve deneyimlerinin devamını dilerim, sevgiler! 🙂

  • Amsterdam’dan Kopenhag’a geçmediğim için pişmanım =(