Hayallerimde Ben

Çok Aşırı, Bayağı Aşırı Düşünmek

Bazen gerçek anlamda düşünmekten beynim patlayacakmış gibi hissediyorum. Yo yo gerçekten böyle, en absürt şekilde. Muhtemelen olayın gerçekleşme saati de gece 3 sularında olur, sebep olarak da dünyayı kurtarıyordu dersiniz.

Aşırı fazla düşünmek, overthinking. Özellikle gece uyumadan önce bir düşünceler seli alıyor beni, ama bir iki değil, genel olarak bu hep böyle. Çok yorgunsam süresi kısalır sadece, kafamı yastığa koyar koymaz uyuduğumu çok nadir hatırlarım. Arkada çalan hafif bir müzik olur genelde ve o günden başlarım.

Hiç uykum yok.

Sabah nasıl da uyanmamak için elimden geleni yapıp okula gitmedim, bilinçaltım dahi gitmek istemiyor. Ne kadar güzel şarkıymış. Hayır hala uykum yok. Acaba okula gitse miydim? Sınav dönemini hayal ederek stresini haftalar öncesinden fazlasıyla yaşarım, sanki bir kez fazlasıyla yetmiyormuş gibi. Okul ile ilgilenmeyip, ilgilenen birinden nasıl daha fazla okul stresi yapabildiğimi anlamaya çalışırken bile ne kadar stres yaptığımı düşünürüm. Düşündükçe daha da stres. Mezun olmak zorundayım, ama derslerin ilerlemek istediğim alan ile en ufak bir ilgisi yok. Onlara çalışırken her şeyi bırakıp yorganı üstüme çekip saatlerce ağlama isteği hissediyorum sadece. Muhtemelen bugün de okula gitmeyeceğim.

Evet, resmi olarak ertesi gündeyiz.

Bir sürü ödev birikti, onları ne ara yapacağım. 8tracks’i açıp, arama kısmına depressed yazmayı düşünüyorum ve yazdım. Karşıma çıkan ilk playlist. Hayır istediğim kadar depresif bir şarkı gibi gelmedi kulağıma. Bir başkası. Şu an mutlu olmaya çok çok uzak hissediyorum kendimi.

Hafiften uykum geldi sanki. Uyumak istiyorum. Hayır lütfen. Peki… bir koyun, iki koyun… Bir yerde 15 dakika hareketsiz kalırsanız uyursunuz diye bir şey okumuştum, olur mu ki? 15 dakika. Hayır olmadı.

2014. İlginç bir yıl oldu benim için, aslında düşünüyorum da güzeldi diyebilirim. Bilemiyorum. 2013’ün sonlarına doğru hazırladığım yeni yıl kararları yazımı tozlu rafından indirip tekrar bir okumanın vakti geldi. Yeni yerler, yeni insanlar, her seferinde yeni bir başlangıç… 2015. Sen nasıl bir yıl olacaksın acaba?

Şu an bu şarkıyı benimle birlikte dinleyen kaç kişi vardır? Böyle bir ihtimal olabilir mi 7 milyar insan içinde, belki de sadece benimdir. …to burry my loveee in the moondust 

Aşık olmak ile aşık olduğunu sanmak arasındaki fark bir kelimeden ne kadar da derin. Sandın ama belki de hiç olmadın. Belki kişi, belki de zaman meselesi ya da hiçbiri, bu sadece hisler ile ilgili. Uyumak istiyorum.

Zaman… Hiçbir yere yetişemediğim düşüncesini bir türlü atamıyorum kafamdan. Yapmam gereken o kadar çok şey var ki, fakat hepsini aynı anda yapmaya çalışırken sanki hiçbir şey yapmıyormuşum ve zaman gözlerimin önünden boş yere akıp gidiyormuş hissine engel olamıyorum. Bir gün gelip, yapamadığım her şey için pişman olmaktan korkuyorum.

Peki, pekii. Bugün lojik ödevini bitirmeliyim, böylece kendi projem ile ilgilenebilirim. Belki 1 aydır yapılmayı bekleyen videomu düzenleyebilirim. Sahi neden 1 aydır onu düzenleyecek zamanı bulamadım. Hayır kendimi kandırıyorum, ödev için son gece olmadan kalem dahi oynatmayacağımı biliyorum. Bu ödev son dakikaya kadar sürekli aklımı kurcalayacağı için muhtemelen günü hiçbirini yapmamış bir şekilde tamamlayacağım. Ertesi günde de, onun ertesinde de.

Bir çıkış olmalı…

Hayaller. Hayal kurarken dünyanın en mutlu insanlarından biriyim. Bir gün gelecek ve nedense bu günü hep mezun olduktan sonrası olarak düşünürüm, ben hayallerimi gerçekleştirmeye başlayacağım. Bunun için şimdiden elimden geleni yaptığımı düşünüyorum, ama ya yaptığımı düşündüğüm şey asıl yapmam gereken değilse?

Ya o gün hiç gelmezse? Ya… ya? …

BUM!

Tebrikler beyninin içine ettin, artık huzurla uyuyabilirsin eminim.

***

Genel olarak hep böyle ilerlemiyor elbette ama geçenlerde tam olarak bunu yaşadım ve bu telefonuma almış olduğum kısa kısa notlardan yazdığım bir yazı. Yazmak benim terapim nihayetinde. Neyse… tüm bunların devamında bir şey daha oldu. Ya her zamanki gibi bir süre içinde istemsizce uykuya dalmayı bekleyecektim ya da bunun ciddi bir problem olduğunu görmezden gelmeyi bırakıp bir şeyler yapacaktım. Bir şeyler yapmalıydım.

O gece sabaha kadar okuduğum çok düşünmek hakkındaki yazıların haddi hesabı yoktur sanırım. Bir problem olduğunu kabul edip, daha çok nefes almak gibi şeylerle devam eden klasik öneriler ile doluydu birçoğu, eminim bunların çıkarımını herkes yapabilir zaten. Hayır henüz aradığım şeyi tam olarak bulduğumu sanmıyorum.

Bir süre sonra bir yerde yine aynı tarzda bir yazıya rastladım fakat bu sefer tek bir cümle dikkatimi çekti.

“If you’re stressing over happiness, you’re doing it wrong.” (Eğer mutluluk üzerine stres yapıyorsanız, bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir.) 

Aslında kendi başına çok mucizevi bir cümle değil gibi görünüyor ama üzerine düşününce asıl problemimin ne olduğunu anladım. Çok düşünmek üzerine düşünmek de ayrı bir ironi.

Geceleri uyuyamayan tek kişi ben değilim, ya da bir mutlu bir depresif dengesiz haller de sadece bana özel olan bir şey değil. Nihayetinde yaşamın olayı bu.

Benim asıl problemim yapmak istediklerimi, bir bahane arkasına saklanıp sürekli erteliyor oluşum. Bu bahane de şu an için okul gibi görünüyor. Okul bitince de bir şeyler çıkar kesin, bu olay bir döngüden ibaret muhtemelen. Ertelemeler beraberinde diğerlerini getiriyor, diğerlerini ve diğerlerini. Öyle bir an geliyor ki bunlar bende hiçbir şey yapmıyormuşum hissi oluşturuyor ya da biriktikçe bir anda hepsini yapmaya çalışıyorum ve bu beni daha da strese sürüklüyor. Bir de bahane dışında içimdeki mükemmeliyetçilikten gelen bir erteleme halleri var. Bir şeyi yaparsam en iyi şekilde yapmak istiyorum ve bu da gereksiz stres hep. Sanırım ikincisi yukarıdaki cümleyi daha açıklar nitelikte oldu.

Eminim ki ilk keşfedişim değil bu felsefik olayı ve yine eminim ki harekete geçmediğim sürece yine bir anlam ifade etmeyecek. İlk yapmam gerekenin ne olduğunu biliyorum. Okul olayını kafamda çözmem gerekiyor. Bir şeyi ya önemsersin ya önemsemez. Ortası gereksiz stresten başka bir şey değil. Madem dersler ilgi alanına girmiyor, tamam bırak sınavlara gir çık niye okul stresi diye bir şey var hayatında? Ya da iki sene normal bir öğrenci gibi davran kimse senden fazlasını beklemiyor. Bu konuda henüz bir karara varmış değilim ama bugün ilk defa ödevi isteyerek yaptım.

Sanırım barış yapma vakti geldi.

İkinci yapmam gereken ise ufak mutlulukları ertelemeyi bırakmaktı. Küçükken izlediğim anime çizgi filmleri saymazsak hiç anime izlemedim ve uzun zamandır bir tanesini izlemek istiyordum. Ama bununla ilgili bir yazı planım vardı ve o zaman izlersem mükemmel olacağını düşündüğüm için hiç izleme girişiminde de bulunmadım. İzlediğim zaman mutlu olacağımı biliyordum ama neden, yani neden ertelemek diye bir şey vardı hayatımda.

Lanet olsun. Bilgisayarı açtım. Miyazaki’nin Spirited Away‘i. İzlemeye başladım. 2 saatin sonunda hem hikayenin sevimliliği hem de harekete geçmiş olmanın verdiği bir mutlulukla, uzun zamandır hiç olmadığım kadar mutluydum sanırım.

Mutlu olmak bu kadar basitken her şeyi karmaşıklaştıran benim, bizleriz aslında. Geriye son bir şey kaldı. Bunun devamlılığını sağlamak. Bu yıla girerken almış olduğum bir karar vardı. Eğer illaki bir şeylerden pişman olacaksan yaptığın şeylerden pişman ol, yapmadıklarından değil. Çünkü insan en çok yapmadıklarından pişman olur. Bu maddeyi bu sene oldukça iyi uyguladım ben. Eğer bir şeyi yapmak ile yapmamak arasında kalırsam kendime hep bu cümleyi hatırlatıyorum ve bu sene normalde yapmayacağım birçok şeyi yaptım. Bazılarından pişman mıyım? Evet, ama yapmasaydım daha çok pişman olurdum, en azından aklımda kalmadılar. Buradaki kilit nokta o anda aklıma gelen cümleydi. Şimdi de kendime bir hatırlatıcı cümle bulmalıyım, tam o erteleme anı için, ah evet buldum.

Şimdi ya da belki de asla… 

***

Bu kadar uzun bir yazı olacağını düşünmemiştim ama yazdıkça yazasım geldi neyse ki başlı başına mutluluk sebebi olabilecek bir müzik ile son, always with me… bir şeyleri daha fazla ertelemeyin, unutmayın şimdi ya da belki de asla…