Çünkü hayat hayat işte, hayat hep böyle

2014’ün başlangıcı hayatımın en büyük dönüm noktasıydı diyebilirim. Eski blogumdaki yazıları okuduğum zaman, zaman zaman… bunu daha iyi farkedebiliyorum. Öncesinde yazmış olduğum bir yazı, aslında karşılaştığım bir alıntı her şeyin başlangıcı olmuş gibi görünüyor şu an geriye dönüp baktığımda. Kendimi kaybolmuş hissettiğimde… Önce çöküş, sonra kendini buluştu bu belki de.

09.12.2013

Yazmam gereken o kadar çok şey birikti ki hepsi taslak halinde beni bekliyorlar. Resimleri… her bir şeyleri hazır oysaki. Ama canım o kadar, o kadar çok yazmak istemiyor ki bir türlü elim yayınla butonuna gitmiyor. Depresif depresif takılıyorum yani.

Dün Tumblr’da gezinirken aşağıdaki yazıya bir kez daha rastladım ama bu sefer beni ilginç bir şekilde fazlasıyla etkiledi. Bir türlü uyuyamadım. Düşündüm… düşündüm… sanırım yine bir yere varamadım. Ama bir şeyi farkettim ki çok fazla sorguluyorum. Her şeyi… hayatı. Çok fazla düşünüyorum. Kimseyi üzmemeye çalışırken kendi hayatımı yaşamayı unutuyorum. Bazen de unutamıyorum…

Bazen gereksiz derecede çok mutlu, bazen ise ölümüne mutsuzum. Niye böyle oluyor bilmiyorum. O an yine aynı noktaya geliyorum. Sorguluyorum… Bunu yaptıkça daha da mutsuz oluyorum.

Bugünü değil, yarını yaşıyorum. Aslında onları tüketiyorum. Hayata bir anlam yüklemeye çalışırken daha da anlamsız hale getiriyorum. Uzun süredir kabullenmem gereken bir şeyi henüz farkediyorum… “Çünkü hayat, hayat işte. Hayat hep böyle…”

***

(dinliyoruz: follow you down to the red oak tree)

“Hava soğuk.

Tak kulaklıkları.

Dışarı çık.

Üşü.

Yürü.

Daha çok üşü.

Daha çok yürü.

Üşüdükçe yürü.

Yürüdükçe, düşün.

Olmak istediğin kişiyi düşün.

Olduğun kişiyi düşün.

Sahip olduklarını düşün.

Senin olmayanları düşün.

Sevdiklerini, sevmediklerini düşün.

Kazandıklarını, kaybettiklerini düşün.

Söylediğin, söylenen yalanları düşün.

Seni terk edenleri, terk ettiklerini düşün.

Artık hayalini kurmadığın o hayatı düşün.

Ne kadar kolay vazgeçtiğini düşün.

Bir daha kimseyi sevemeyeceğini düşün.

Saatlerce düşün ama hiçbir şey düşünmediğini fark et.

Eve dön.

Aynaya bak.

Sol gözün kızarmış.

Demek ki ağlamak istemişsin farkında olmadan.

Ne zaman ağlamak istesen, sol gözün kızarır çünkü.

Aç sıcak suyu, gir altına.

Soğuktan donan vücudun sıcak suyun altında uyuşsun.

Kemiklerin sızlasın.

Acıya aldırma.

Düşün.

Yeniden düşün.

Ardından el salladığın otobüsleri düşün.

İnsanları düşün.

İhanetleri düşün.

Bir zamanlar hayallerin olduğunu düşün.

Bir zamanlar mutlu olduğunu düşün.

Mutluluğun nasıl bir his olduğunu unuttuğunu düşün.

O adamı düşün.

O adama asla sarılamayacağını düşün.

Şimdi çık sıcak suyun altından.

Çık ve yaşa.

Ve yaşadığın bu şeye ‘hayat’ de.

Hep aynı şarkı çalsın kulaklarında.

Hep aynı yerden yansın canın.

Ama sen yine de hep, ‘hayat’ de.

Çünkü hayat, güzel rüyaların haricinde kalan acımtrak zaman dilimi.

Çünkü hayat, hayat işte.

Çünkü hayat, hep böyle.”