Posts tagged Oscar Maratonu

Oscar Maratonu: Son 50! – Bölüm 2/2

Ve nihayet, Argo ile başladığım Oscar maratonum 8 Aralık 2016, sabaha karşı saat 4 sularında daha önce izlemiş olduğum fakat izlemelere doyamadığım Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü’nü bir kez daha izlemem ile sona erdi.

Böylece 25’ten önce 25 listemde yer alan bir maddenin daha üzeri çizilmiş oldu. Son 50 yılın Oscar kazanan ‘En İyi Film’lerini izlemek. Kalan 16.

Her film hakkında izledikten sonra bir şeyler karalamıştım. Son 25’i bu yazının devamında bulabilirsiniz. İlk 25 filmin yer aldığı yazı da şurada.

26-kuzularin-sessizligi

KUZULARIN SESSİZLİĞİ

Uuuh. Bir süre etkisinden çıkamayacağım sanırım. Filmde sadece 16 dakika görünen ve aslında hikayenin içinde de çok yer almayan Hannibal karakteri eminim ki filmi izleyen kime sorarsanız sorun Kuzuların Sessizliği denilince akla gelen ilk isimdir. Anthony Hopkins… şu ana kadar söylediğim oynamamış yaşamış sözlerimi bir kez daha geri alıyorum çünkü bunun tam olarak karşılığı Hannibal karakteri, böyle bir psikopatlığı yansıtmak için bir oyunculuktan fazlasının gerekiyor olması lazım, efsane bu gerçekten.

Başka ne yazsam bilemiyorum çünkü film benim gözümde eşittir Anthony Hopkins olmuş durumda ama tabi ki sadece Hannibal karakterinin mükemmelliğinden de ibaret değil film. Oscar tarihinde En İyi Film ödülünü kazanan tek gerilim filmi Kuzuların Sessizliği, aynı zamanda Oscar’ın en iyi 5 ödülü olan, En İyi Film, En İyi Aktör, En İyi Aktris, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödüllerinin hepsini birden alan 3 filmden de biriymiş. Diğerleri benim bir diğer favorim olan Guguk Kuşu ve henüz izlemediğim bir film olan 1934 yapımı Bir Gecede Oldu filmleriymiş.

Anthony Hopkins ile Jadie Foster’ın oyunculuklarıyla efsaneleştiği, mükemmel bir kurguyla ilerleyen bir psikolojik gerilim. Sonunun havada kaldığını düşünenler için devam filmlerinin de olduğunu hatırlatmakta fayda var, bir ara onları da izlemeli.

27-affedilmeyen

AFFEDİLMEYEN

Çok fazla western film izlediğimi söyleyemem ama bu filmlerin havasına bayılan biriyim. Filmde geçen kasaba ortamları ve o eski zamanların görüntüleri çok hoşuma gidiyor aslında, şimdiye kadar izlediklerim arasında en iyilerden biri de Clint Eastwood’un yönettiğini ve başrolünü üstlendiği Affedilmeyen oluyor.

Clint Eastwood’un yanı sıra oyuncular arasında Morgan Freeman’ı da görüyoruz. Bu ikili harika değil mi? Bu filmden yıllar sonra çekilen ve yine yönetmenliğini Clint Eastwood’un üstlendiği Milyon Dolarlık Bebek’te de iki efsane tekrar bir arada olarak karşımıza çıkıyor ve filmleri Oscar ödül gecesinden yine En İyi Film ödülüyle ayrılıyor. Yıllar sonra silahlarını kaldırıp, çiftlik yaşantısına başlayan bir azılı katilin eski günlerinin tekrar karşısına çıkmasıyla yaşananları konu edinen film, bir western harikası. Beni en çok etkileyen ise görüntüler ve filmin renkleri oldu, tren geçiş sahnesi gibi önemsiz bir detay bile şu an aklımda, izlemek isteyebilirsiniz.

Devamını oku

Oscar Maratonu: Son 50! – Bölüm 1/2

Son 50 yılın Oscar kazanan En İyi Film’lerini izlemek… 2 yıl boyunca bu 50 filmden izlemediğim sadece 2 filmdi, fakat bu şekilde 2 yıl boyunca bekleyen bir yazı ile karşı karşıyayız. Bitirmeyişimin bir nedeni vardı, ama son zamanlarda yaşadığım fazlaca eureka anlarımdan biri sonucu, an itibariyle bunu tamamlamaya karar verdim.

Ne diyordum, filmler. 25’ten önce 25 listemde de yer alan bu maddenin üzerini bir an önce çizmek dileğiyle… leggo!” yazmışım en son. Üzerinden 2 yıl geçmiş halinden sonra… kaldığım yerden devam ediyorum.

01-her-devrin-adami

HER DEVRİN ADAMI

Hakkında eskilerin V for Vendetta’sı olarak yorumlar okuduğum Her Devrin Adamı, tarihsel bir film ve VIII. Henry döneminde yaşamış olan Sir Thomas More’un hayatını anlatıyor. More, fazlasıyla dürüst bir devlet adamı olmasının yanı sıra dinine de oldukça bağlı biri ve bir gün kralın düşünceleriyle ters düşüyor. VIII. Henry, ölen abisinin eşi olan Aragonlu Catherine ile evli fakat bir erkek çocuk sahibi olmak istediği ve eşinin de bunu veremediği gerekçesiyle, Katolik kilisesine başkaldırarak onu boşuyor ve Anne Boleyn ile evleniyor. Burada yeminler ve daha pek çok şey işin içine girse de, kısaca More bu evliliği tanımıyor.

Dürüst olmak gerekirse film gerçekten çok yavaş başlıyor ve hatta ilerliyor da denilebilir, fakat More’un doğru bildiği üzerine yaptığı fedakarlıklar, doğrusunun kendine özel olduğunu sık sık belirtmesi ve yer yer geçen diyalogların üzerinde fazlasıyla düşünülesi olduğu da inkar edilemez. Ben çok felsefik bir film izleme günümde de olmayabilirdim.

02-gecenin-sicaginda

GECENİN SICAĞINDA

Virgil Tibbs isimli siyahi bir cinayet uzmanının dahil olduğu bir cinayet soruşturması etrafında dönen Gecenin Sıcağında, polisiye filmlerinin atası sayılan bir filmmiş ki muhtemelen tahmin edilemez katil olayının da ilklerinden. Ama günümüzde bu filmi izleyen biri için gayet tahmin edilebilirdi ne yazık ki.

Polisiye filmler çok tarzım olmaması nedeniyle mi bilmiyorum ama filmin sonlarına gelene kadar biraz sıkıldım. Katilde de ters köşe olmadım ama muhtemelen o yıllarda izliyor olsam oldukça etkilenebilirdim, bilemiyorum. Filmde ırkçılığa da sık sık gönderme yapılıyor ve o yılların Amerika’sını çok net anlayabiliyorsunuz. Aslında ben bu tarz cinayet soruşturması yapılan filmleri severim ama çok da etkilenmedim bundan, ne desem bilemedim.

Devamını oku