Hayallerimde Ben

Islama Köfte Peşinde

Bizim ev ahalisinin günübirlik bir yerlere gidelim önerisi üzerine, ıslama köfte yemeye Adapazarı’na gidelim karşı önerimle birlikte Kurban Bayramı’nın ikinci günü Adapazarı’na gittik. Bu yemek aşkımla ne yapacağım bilemiyorum, yaşasın yemek yemek! İstanbul’dan oyalanmalarla birlikte yaklaşık 3 saatlik bir yolculuk sonrasında Sakarya il sınırının içerisindeydik.

Kahvaltıdan sonra henüz çok acıkmış olmadığımız için yemek yemeden önce Sapanca tarafına doğru gidelim derken yolda çok tatlı iki dükkan dikkatimizi çekince buralarda biraz zaman geçirdik. İlki ‘Sizin Nostalji’ isimli, bahçe ürünleri satan bir yerdi. Biz ailecek bu tarz bahçe, köy temalı şeylere meraklı olunca gerçekten hoş bir tesadüf olduğunu söyleyebilirim.

Küçük kardeşim Emre buradan kendine bir kuş yuvası ve bir de yuva için oyuncak bir kuş aldı. Sanırım odasına asacakmış. Buradan ayrıldıktan sonra yine planda olmayan bir şekilde, bir antika dükkanına rastladık ve bu sefer de annem için durduk. Ben de eski zamanlara çok ilgili biri olsam da annem, daha önceki yazıların birinde de belirtmiş olmalıyım, oturma odasını köyden getirdiği eşyalarla ufak bir müzeye çevirdi neredeyse. Evde yayıklar, örekeler, eski gaz lambaları ile birlikte yaşıyoruz.

Antikacılar ne kadar büyülü yerler öyle, gir içine çıkma bir daha. Dükkanın sahibiyle ufak bir sohbetimiz oldu. Kendisi normalde inşaat işiyle uğraşıyormuş ve bunu sadece hobi olarak hafta sonları yapıyormuş. Bayramda bile, herkes tatil yaparken onun orada olması ne kadar büyük tutkuyla bu işi yaptığını gösteriyor. Annem buradan ufak bir bakır kap, bir de uzun zamandır istediği bir şey olan kor ütüsü aldı. Bakalım koleksiyonun yeni parçaları evde nerede yer edinecekler kendilerine.

Yolculuğumuz devam ederken, yolun kenarında tren raylarının olduğu bir yere geldik. Tren raylarının ortasına geçip, sonsuzluğa uzanan bu rayların fotoğrafını çekmek gibi bir hayalimden bahsederken, girilemez uyarılarıyla birlikte bariyerleri görünce sen benim hayaller bir yıkıl, derkeeen, biraz ilerleyince rayların hiçbir güvenlik önlemi alınmadığı kısmına denk geldik. Fırsat bu fırsat dedim ve trenin bir süre daha gelmemesini umarak, daldım rayların arasına.

Bir dahaki sefere tripodu evde bırakmamayı aklımın bir köşesine yazıp, bir sonraki rotamız Sapanca Gölü’ne doğru ilerlemeye başladık.

Burada da biraz vakit geçirdikten sonra, artık iyice acıkmaya başladığımızı hissedip ıslama köfte için tekrar bir yolculuğa başladık. Gitmeden önce ne, nerede yenir temalı ufak bir araştırma yapmak gibi bir huyum olduğu için bu sefer de yaptım ve sonuçlar şunu gösterdi. Adapazarı’nda ıslama köfte ve kaymaklı kabak tatlısı yemeden dönmeyin. Mekan olarak ise iki isim ön plana çıkıyordu, Köfteci Mustafa ve Köfteci İsmail. İlk karşıma Köfteci Mustafa’nın çıkması gibi basit bir sebeple onu tercih ettik.

Mandalina büyümüş kabak olmuş!!! Köfte güzeldi, ekmekler köfteden daha güzeldi, yaşasın köfte – piyaz ikilisi! Köfteci Mustafa mekan olarak güzel yer fakat tanınan bir yer olmasının getirdiği zaman zaman kalabalıktan kaynaklanan gürültü sorunu bence rahatsız edici boyuttaydı. Dükkanlarını biraz daha büyütmeyi düşünmeliler. Girişte olan yoğunluk, çıkışta o kadar çok yoktu, işte o zaman ortam daha iyiydi. Köftenin üzerine ben kaymaklı kabak tatlısını denedim. Kabak harikaydı, kaymak biraz ağır geldi o yüzden hepsini bitiremedim. Biz şehir çocuklarının kaymak bildiği kaymaklardan değildi elbette ki.

Eveet artık geri dönüş vakti! Akşam trafiğine yakalanmamak için ne kadar erken çıktıysak da yine yakalandık. Herkes bayram için şehir dışındayken böyle trafik, akıl sır ermiyor artık İstanbul’a. Bir seyahat klasiği video ile bitiriyorum yazıyı. Ha bir de unutmadan, blogumu benden daha çok takip eden babam ile anneme selam gönderiyorum 😀 Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, sevgiler.