Prag! Gece 3 Buçuk.

Eski kaldırım taşlı yolları, kaleleri ile Ortaçağ şehirlerini andıran, kendinizi gerçekten de masallarda hissedebileceğiniz bir şehir Prag.

Tren kullanım haklarımızı sonlara saklamak istediğimiz için Viyana’dan buraya otobüs ile geçmeye karar verdik ve Viyana’daki zamanı verimli kullanabilmek adına günün son otobüsü olan gece 10 otobüsünü tercih ettik. Amacımız geceyi yolda geçirmek ve vardığımızda da terminalde günün biraz aydınlanmasını bekleyerek Prag’ı gezmeye başlamaktı. evet…

prag3

Otobüs 03:30’da terminale vardı.

Bu saatlerde varacağımızı biliyorduk zaten, asıl terminalin açık olup orada bekleyebileceğimizi düşünmemiz ironik olan kısımdı. Çünkü kapalıydı ve 10 dakika içinde tüm yolcular da ayrılıvermişlerdi buradan. Resmen gecenin bir yarısı bir başımızaydık ve ortam da çok güvenliymiş gibi gelmiyordu. Çevrede açık bir yer olup olmadığına baktık ama o da yoktu. Bu noktada en güvenli yol bir şekilde, rezervasyonumuz olan hostele ulaşmaktı. O saatte ulaşım da yok, ne yapacağımız hakkında en ufak fikrimiz de. Biraz dolandık etrafta olacak gibi değil, gayet ürkütücü olmaya başladı durum.

Başladığımız noktaya geri dönmeye karar verdik.

Birden terminalden biri çıktı, geldiğimiz otobüsteki görevli bayan! O kadar ilgili biriydi ki zaten, hemen her şeyin yolunda olup olmadığını sordu. Durumumuzu anlattık ve ulaşımların başlamasına daha iki saat olduğunu söyledi. Sonra nereye gitmek istediğimizi öğrendi ve kendi telefonundan haritada burayı bulup, binmemiz gereken metro durağına kadar bize eşlik etti ve burada bekleyebileceğimizi söyledi. Biz daha nasıl teşekkür edebiliriz diye düşünürken, üzerimizde o anda sadece euro olduğunu anlayıp bir de bize bilet almaya yetecek kadar kendisinden çek korunası verdi. Biletleri sadece çek korunası ile alabilirdik ve euro bozduracak bir yer de uzun bir süre açık olmayacaktı o anda. Karşılığında da ne yaptıysak hiçbir şey almadı.

Naz’ın Slovak olduğunu düşündüğü bu ablaya nasıl bir minnet borcumuz olduğunu sadece biz bilebiliriz sanırım. O saatte yorgun argın evine gitmeye çalışırken, yarım saat ordan oraya koşturarak bizimle uğraşmak zorunda değildi. Kendisine ne kadar teşekkür etsek az, o anda dünyanın en tatlı, en yardımsever insanıydı, iyi ki vardı.

***

Günün ilk metrosu yolculuğuna başlar başlamaz hemen atladık ve havanın aydınlanmaya henüz niyeti yokken hostele vardık. Prag’da Little Quarter Hostel‘de kaldık. Çok sakin bir yerdi, sanki tatillerde kafa dinlemek için gidilen pansiyonlar gibi. Odalarda da ranzalar yerine tekli yataklar vardı ve geceliği 6 €’ydu biz gittiğimizde. Prag’da hostel fiyatları diğer şehirlere göre çok daha uygun ve kaldığımız bu yer de oldukça güzeldi. Hostelin lobisinde bir süre havanın aydınlanmasını bekledikten sonra, sabahın erken saatlerinde tekrar Prag sokaklarındaydık.

prag1

KISA KISA…

■ Ulaşım için yine 24 saat geçerli, günlük sınırsız biletler. İlk bilet kontrolüne de Prag’da denk geldik, neyse ki geçtik ama bu seyahatimiz boyunca son olmayacaktı.

■ Kahvaltımızı, rastgele denk geldiğimiz bir kafede yaptık. Sahibi Azeri çıktı ve bizimle Türkçe konuştu, birden bu durum çok mutluluk vericiydi. Yine çok kahvaltı gibi olmasa da en azından tuzlu bir şeylerdi, tavuklu sandviçler ve portakal suyu!

■ Gezimize Astronomik Saat Kulesi ile başladık. Bu saatte her saat başı çan çalıyor ve azizleri simgeleyen figürler ile çeşitli animasyonlar oluyormuş. Biz bunu beklemedik, çok ilgi çekici gelmedi nedense. Gök cisimlerinin konumunun tespit edilebildiği de yazılanlar arasında bu saat için.

■ Old Town meydanı çok şirin bir yer. Sürekli bir panayır havası var sanki, çeşit çeşit sokak sanatçıları, alışveriş yapılabilecek çadırlar, kuklalar… Kuklalarıyla ünlü bir yer burası. Özellikle dükkanlarda satılanlar fazlasıyla kaliteli, adeta bir şaheserler.

Bakeshop isimli bir kafede tadı hala damağımızda, harika bir sıcak çikolata içebilirsiniz. Bir de bizim yumurtalı bezeler var ya, onların koskocamanları var orada, çok güzeller.

■ Şehre bir de kuş bakışı bakmak istiyorsanız, Powder Tower‘ı tercih edebilirsiniz. İsmi, sanırım eskiden burada silahlar için barut (gunpowder) depolanıyormuş, buradan geliyor. Kulenin tepesine çıkış ücreti de uygundu, güzel bir de manzarası var.

■ Çek’lerin yerel lezzetlerinden Trdelnik‘i de deneyebilirsiniz. Kızartılmış hamurun içine isteğinize göre çikolata, soslar vs. sürülüyor ve öyle yiyorsunuz. Üç kişiden sadece ben beğendim, ama ben sevdim bilmiyorum. Kızartılmış ekmeğin üzerine sürülmüş nutella gibi bir şey işte.

■ Şehrin ikonik öğelerinin başında gelen Karl Köprüsü‘nü akşam saatlerinde ziyaret ettik. Ertesi gün, sabah da gittik ama gece ayrı bir tadı var buranın.

■ Bir diğeri, ilginç mimarisiyle kendini görülecekler arasına yazdıran Dans Eden Ev. Şöyle bir görüp geçilesi, çok uzun durulacak bir yer değil.

■ Bir de şehrin en dar sokağı ünvanını alan, iki bina arasında geçit gibi bir şey var. Yanyana iki kişi aynı anda geçemeyeceği için sokağın başında ve sonunda kırmızı/yeşil ışık sistemi varmış. Biz buraya denk geldik ama gittiğimizde tamamen kapalıydı, neden bilmiyoruz.

prag6

■ Beatles grubunun üyesi John Lennon’nın ölümünden sonra, onun anısına grafitiler ve yazılar yazılan bir duvar var, Lennon Duvarı. Zaman zaman sokak sanatçıları Beatles’ın efsanevi şarkılarını söylüyorlar burada. Bu duvar yıllardır barış ve sevgiyi temsil ediyor.

Nihayetinde, “Haters gonna hate, potatoes gonna potate!”

■ Prag Kalesi’nde, öğlen saatlerinde askerlerin görev değişim töreni‘ne denk gelebilirsiniz. Buradaki tören, Kopenhag’takine göre daha ihtişamlıydı.

■ İsmi tam olarak ne bilmiyorum ama, dükkanın camekanında Pizza Pasta Cafe yazan bir restoran görürseniz, böyle yeşilli camları var ve birçok milletten bayrak asmışlar, günün özel menüsünü deneyimleyebilirsiniz. Çok tatlı bir çift işletiyordu burayı. Fiyatı uygun ve yediklerimiz de gayet güzeldiler. O günün özel menüsü, domates çorbası, pizza ve tiramisu!

***

Prag’tan da aklımda kalanlar bunlar oldu. Başlangıcımız biraz üç buçuk atarak olsa da Prag hiç de fena bir yer değil, farklı en azından. Küçük bir şehir olduğu için burada öyle yapacak çok bir şey yok ama şehrin sokaklarında kaybolmak dahi bir harika.

Daha fazla görüntü için hazırladığım videoyu izleyebilirsiniz. bi’ sonraki. Berlin!

  • Hangi yabancı dilleri biliyordunuz? Sıkıntı çektiniz mi dil konusunda?

    • sadece ingilizce ama çok bir problem olmadı, ingilizce bilen birilerine rastlamak zor değil

      • İyi bari kafamı meşgul eden tek soru dil problemiydi 🙂

  • Khaan Pel

    Bende çok fazla geziyorum ama hep çok yüksek bütçelerle gezdim. Onumuzdeki 15 tatil arkadasimla sizin yaptiginiz turun benzeri bir tur yapmayi planliyorum. Yardimci olabilirmisiniz. kaanpelvanoglu@hotmail.com

  • Jüpiterden gelen esinti

    Acaba sırt çantanın markası nedir? 😊